15 Şubat 2012 Çarşamba

Her Saat Başı Ayağa Kalkın!

Doç. Dr. Selda BağışGelişen teknolojiyle birlikte bilgisayar kullanımının giderek artması, işe bağlı kas iskelet sistemi hastalıklarında belirgin artışa yol açtı. Öyle ki AB ülkelerinde meslek hastalıklarının yüzde 35’inin kas iskelet sistemi ağrılarına bağlı olduğu tespit edilmiş. Bilgisayar kullananların yarısından fazlası da kas iskelet hastalığıyla ilgili yakınmaları olduğundan dert yanıyor.


Doç. Dr. Selda Bağış


Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı







 


Kas iskelet sistemi rahatsızlarının kişinin yaptığı işe paralel olarak değişmekle birlikte, genellikle boyun ve bel ağrısı olarak görülüyor. Uzun süre masa ve bilgisayar başında çalışanlarda boyun ile kol problemleri biraz daha ön planda oluyor. Bu kişilerde öncelikle duruş bozukluğuna bağlı kas ağrıları, kas spazmları gözlenirken, önlem alınmadığı takdirde boyun fıtığı, bel fıtığı, el bilek, omuz ve dirsekte tendon yaralanmaları gelişebiliyor. Ofis çalışanları, bilgisayar kullanıcıları, telefon operatörleri, sekreterler, öğretmenler, diş hekimleri ve yük taşıyıcıları özellikle risk altında olan grupları oluşturuyor.


Uzun süre sabit pozisyonda oturmak riskli!


Kas iskelet sistemi rahatsızlıkları temelde uzun süre sabit bir pozisyonda ve uygunsuz posturda çalışmak ya da sürekli tekrarlayan hareketleri yapmaktan kaynaklanır. Çalışma alanının ergonomik düzenlenmemiş olması en önemli faktörleri oluşturuyor. Ayrıca iş yoğunluğunun fazla olması, iş stresi ve işteki tatminsizlik de kas iskelet sistemi hastalıklarının görülmesinde diğer etkenleri oluşturuyor.


 


BEL VE BOYUN SAĞLIĞINIZ İÇİN…



8 EGZERSİZ


Aşağıda yer alan her egzersizi, sandalyede oturarak günde 2-3 kez, 5-10 tekrarlık setler halinde uygulayın.


1         Başınızı sırasıyla öne- arkaya, yanlara doğru eğin ve pozisyonda 5-10 saniye tutup, bırakın. Aynı hareketi elinizle başınızı, başınızla elinizi itecek şekilde tekrarlayın


2         Omuzlarınızı yukarı doğru kaldırdıktan sonra 5-10 saniye tutup, bırakın.


3         Ellerinizi arkada birleştirerek omuzlarınızı geriye alın. Göğsünüzü öne doğru çıkarıp 5-10 saniye tutuktan sonra bırakın.


4         Ellerinizi birleştirdikten sonra kollarınızı yukarıya uzatıp, önce yukarıya ardında geriye doğru esneyin.


5         El bileklerinizi yukarıya, aşağıya ve dairesel olarak hareket ettirin. Ardından aynı hareketi her iki elinizi birleştirerek tekrar edin.


6         Ellerinizi sık sık yukarı ve aşağıya doğru sallayın. Parmaklarınızı yumruk yapıp, açın.


7         Sürekli oturuyorsanız, kan dolaşımınızı hızlandırmak için ayak bileklerinizi yukarı aşağı ve dairesel olarak çevirin.


8         Bu egzersizi ise ayakta uygulayın. Her iki elinizle belinizden destek alarak geriye doğru esneyin.


8 ÇALIŞMA KURALI



  • Uzun süre aynı pozisyonda ve hareketsiz kalmayın. 1-1,5 saat arayla pozisyonunuzu değiştirin.

  • Bilgisayar tam karşınızda olmalı. Ayrıca göz seviyeniz bilgisayar ekranının üst-orta seviyesine gelmeli.

  • Koltuğunuzun ayarlanabilir ve kol destekli olmalı. Otururken dik pozisyonda durun. Gerekiyorsa sırt desteği kullanın.



  • Telefonu sık hareket ettirmediğiniz elinizin yönüne koyun.

  • Metine bakarak yazı yazıyorsanız, bilgisayara takılabilen metin tutaçları kullanın.

  • Klavye ve mouse aynı hizada bulunsun. Mouse’u hareket ettirirken sadece el bileğinizi değil, tüm kolunuzu kullanın.

  • Klavyede yazı yazarken el bileğinizi kesinlikle bükmeyin.

  • Telefon başında çalışıyorsanız, kulaklık şeklinde mikrofon kulaklığı tercih edin.

Baş Ağrıları,”Baş Ağartıyor”

Dr. Yavuz AltunkaynakToplumun önde gelen yakınmalarından biri de baş ağrılarıdır. Baş ağrıları, bireysel, toplumsal, ekonomik, birçok soruna neden olurlar. Bu yönden tanınmaları ve tedavileri önemlidir.



Dr. Yavuz Altunkaynak


Nöroloji Uzmanı







 




İnsanların %60-70 kadarı hayatlarının herhangi bir döneminde baş ağrıları ile karşılaşırlar. Herhangi bir şikayetle doktora başvuran hastaların hemen hemen yarısında baş ağrısı vardır, ancak bunların sadece %10 kadarında baş ağrısı en önemli problemdir.


 


Migren, gerilim tipi baş ağrısı (tension headache), küme baş ağrısı (cluster baş ağrısı, horton nevraljisi, histaminik baş ağrısı), sinüs baş ağrısı, posttravmatik baş ağrısı, Kafa içi basınç artışına bağlı baş ağrısı ve kombine durumlar.


 


Fakat bu tablonun dışında bir çok baş ağrısı sendromu da mevcut.


 


Migren


Migren (hemikrani, yarım baş ağrısı) çok yoğun, şiddetli daha çok 10-30 yaşları arasında başlayan 50 yaşından sonra azalan ve nöbetler halinde seyreden bir baş ağrısıdır. Kesin sebepleri bilinmemekle birlikte hastaların %60-80 inde genetik faktörlerin rolü vardır. Genellikle tek taraflıdır, bazen iki taraflı olabilir. En sık tuttuğu bölge şakaklar, göz çevresi ve alındır. Dakikalar, saatler veya günler sürebilir. Hasta nöbetin geleceğini önceden hissedebilir. Bulantı, kusma ve ışıktan rahatsız olma olabilir. Ağrı aktivite ile artar.Kadınlarda daha sık görülür.


 


Tedavisinde; stresten uzak kalmak, iyi istirahat, iyi uyku, gürültü ve aşırı ışıktan kaçınma gerekir. Bazı gıdalar ve ilaçlar migren nöbetini başlatabilir (monosodyum pentamat, çikolata, kırmızı şarap, peynir, doğum kontrol hapları). Ayrıca migren nöbetlerinden kaçınmak için ve tedavi için birçok ilaç geliştirilmiştir. Migren tedavisinde nöroloji uzmanından yardım istenmelidir.


 


Gerilim tipi baş ağrısı (tension headache)


Zorlayıcı olmayan devamlı bir ağrı vardır. Başlangıçta ensede olur, sonra mengene ile sıkıştırıyor gibi bütün başa yayılır. Günlerce sürebilir, akşamları ağrı daha da artar. Stres, aile ve iş problemleri ağrıyı ortaya çıkarır veya artırır. Boyun bölgesi kaslarında sertleşme vardır.


Tedavisinde ağrı kesiciler, kas gevşeticiler, stresi ve anksiyeteyi giderici ilaçlar kullanılır. Sıcak bir duş, sauna, türk hamamı, masaj hastaların çoğunu rahatlatır. Boyun bölgesine yönelik sıcak ve soğuk uygulamalar, TENS, boyun kaslarını rahatlatıcı egzersizler, biofeedback denenebilir.


 


Cluster baş ağrısı (küme baş ağrısı)


Çok şiddetli ve tek taraflı bir ağrıdır. Ağrı göz yuvarlağı arkasında ve zonklayıcıdır. Erkeklerde daha yaygındır. Bu ağrılar birden başlar öncü belirtisi yoktur. Ağrıyan tarafta şişlik, kızarıklık, seğirme olabilir. Ortalama 30-45 dakika kadar sürer. Ancak daha uzunda sürebilir. Az miktarda alkol bile ağrıyı ortaya çıkarabilir.


Ağrının özelliği mevsimsel dönemlere bağlı olarak yılda bir-iki kere küme yapmasıdır. Erkeklerde çok daha sık görülür.


 


Sinüs baş ağrısı (sinüzitler)


Zorlayıcı değildir. Tek taraflı veya çift taraflı olabilir. Hasta öne doğru eğilmekle ağrısının arttığını ifade eder. Alerjik bünyeli kişilerde daha sık görülür. Nezle hali, burunda dolgunluk, ateş, diş ağrısı, halsizlik olabilir. Tedavisi sinüzitin tedavisi iledir. KBB hekimleri tarafından tedavi edilmelidir. Sinüzitler yalnızca akut dönemde başağrısı yaparlar. Bu’da sinüzitin diğer bulgularıyla birliktedir.


 


Posttravmatik baş ağrısı


Kafa travması sonucu ortaya çıkar. Hastanın şuurunun yerine gelmesi ile başlar, 6-12 ay kadar sürer. Bazen çok daha uzun sürebilir.


 


Kafa içi basınç artması


Son zamanlarda başlayan, orta şiddetli fakat şiddeti gittikçe artan bir ağrı şeklidir. Genellikle iki taraflıdır. Ağız ve burun kapatılıp nefes tutulduğu zaman ağrı artar. Sabahları daha kötüdür, geceleri hastayı uyandırabilir. İleri dönemlerde bulantı, kusma, çift görme olur. Göz dibi muayenesi yapılmalıdır. Bu hastalara hemen inceleme yaptırılmalıdır. Tümörler en sık rastlanan kafa içi basınç artışı sebepleridir.


 


Kombine durumlar


En sık rastlanan migrenle birlikte, gerilim tipi baş ağrısının birlikte bulunmasıdır. Ayrıca en sık rastlanan baş ağrılarından birisi de boyun bölgesindeki kireçlenme, fıtık, tümör gibi hastalıklara bağlı olanlardır. Boyun kökenli baş ağrılarında omuz ve kol ağrıları da olur.


 

Horluyorsanız “Uyudum” Demeyin


Doç. Dr. Yezdan FıratSabahları yorgun uyanıyor, kendinizi hala uykulu hissediyorsunuz, aile bireyleriniz onları uyutmadığınızdan şikâyet ediyor ve siz tüm bunlara rağmen horladığınızı kabul etmiyorsanız şunu bilin ki bu kusur ya da utanılacak bir durum değildir. Özellikle yetişkinlerde görülen genellikle önemsenmeyen mutlaka tedavi edilmesi gereken bir uyku bozukluğudur.


Doç. Dr. Yezdan Fırat


Kulak Burun Boğaz Uzmanı


 





Kadınların %24’ü erkeklerin ise %44’ü horluyor


Yaşın ilerlemesi ile birlikte horlamanın da görülme sıklığı artmaktadır. Bu oran 60 yaşın üzerindeki kadınlarda %73, erkeklerde %84’e kadar ulaşmaktadır. Uykuda solunum sıkıntısı ve horlama şeklinde kendini gösteren, uykuda solunum durmalarına neden olan klinik tabloya “Tıkayıcı uyku apnesi hastalığı” adı verilmektedir. Uyku laboratuvarında yapılan, “Polisomnografi” denilen testle horlamanın tanısı konulmaktadır.


Basit horlama şikayetleri ile uykuda solunum bozukluğunu karıştırmayın


Basit horlama, hastanın çevresindekilere rahatsızlık veren bir problem olmasına karşın, “uykuda solunum bozuklukları” denilen hastalık grubunda, hastalarda ciddi sağlık problemlerine, kalp ve akciğer hastalıklarına ve hatta ani ölüme neden olabilecek bir tablo ile karşı karşıyayız demektir. Bu nedenle horlamanın sıklığı, süresi ve hastanın uykudaki genel durumu mutlaka takip edilmelidir.


Horlama hikayeniz bir de çevrenizdekilerden dinlenilmeli


Horlama yakınması olan hastadan yatak arkadaşı veya aile fertleri ile beraber ayrıntılı hikaye alınmalıdır. Yatma ve uyanma zamanı, uyku sırasında vücudun pozisyonu, horlamanın geçtiği bir pozisyon olup olmadığı, uykuda nefes kesilmesi veya apne varlığı ile abartılı horlama varlığı sorgulanmalıdır.


Uykuya eğiliminizi ölçtürün


Uyku bozukluğu tanısında kullanılan belirleyici yöntemlerden biri olan “Epworth uykululuk skalası”na göre; hastaya “okurken, televizyon izlerken, topluma açık yerlerde otururken, arabada yolculuk yaparken, biri ile sohbet anında, öğle yemeği sonrası sakince otururken ve kırmızı ışıkta beklerken uyuklama veya uykuya dalma ihtimaliniz nedir?” soruları sorularak cevapları alınır. Hastalık öyküsünde apne tespit edilenler, yukarıdaki bulgulardan bir veya birkaçını içerenler için kesin tanı yöntemi uyku testi; yani “Polisomnografi”dir.


Bazı ilaçlarla horlamanın tedavisi denenebilir; ancak önemli olan aşağıda belirtilen problemlerin varlığının araştırılması ve varsa çözümünün planlanmasıdır:



  • Şişman, kısa boyun ve kas tonusu gevşekliği olması

  • Burunda tıkayıcı olabilecek burun eti büyümesi, burun orta bölmesinin eğriliği veya polip varlığı,

  • Sarkmış yumuşak damak, uzun küçük dil,

  • Büyük bademcik veya büyümüş bademcik çevresi doku varlığı

  • Büyük dil olması,

  • Alt çenenin kemik yapısındaki değişiklikler

  • Dil kökü büyüklüğü


Cerrahi seçeneğe de başvurulabilir


Hafif ve orta düzeyde uyku apnesi olup, bölgesel darlık saptanan hastalarda esas tedaviyi tıkayıcı organın cerrahi tedavisi oluşturur. Bölgesel tıkanıklığın saptandığı patolojiye göre; bademcik ameliyatı, burun orta bölmesinin düzeltilmesi, burun etlerinin küçültülmesi, yumuşak dam


ağın gerginleştirilmesi, küçük dilin küçültülmesi, dil kökünün küçültülmesi gibi cerrahi işlemler yapılır.  İleri düzeyde uyku apnesi olup üst hava yolunda bölgesel darlığı olmayan hastalarda esas tedaviyi CPAP (Continue positive airway pressure) denilen, temelde hastaya pozitif basınçlı hava solumasını sağlayan cihazlar oluşturur. Bu cihazı hastanın maske ile her uyku sırasında burun yoluyla tatbik edip kullanması gerekir.

Ani Kalp Ölümleri Önlenebilir

Doç. Dr. Suat AltınmakasSon zamanlarda sık rastlanan ani ölümlerin nedenleri arasında kalp hastalıklarının ilk sıralarda geldiğinin bilinmesi, bu süreçte yapılması gerekenleri akla getiriyor. Yüksek tansiyon, sigara, artan yaş gibi risk faktörleri ani kalp ölümlerine neden olabiliyor.


Doç. Dr. Suat Altınmakas


Kardiyolog


 





Ani ölümlerin yaklaşık %95’i ani kalp kaynaklı ölüm olarak gerçekleşmektedir. Ani ölüm, kalp- damar performansının bir olayla aniden bozulmasını takiben, yaklaşık bir saat içinde bilincin kaybolması ve doğal ölümün oluşması olarak tanımlanmaktadır. Bu bir saatlik dönem genelde olaylar sonrası geriye dönük değerlendirmeler sonucu ve kurtarılan kişilerden elde edilen bilgilerden elde edilmiş olup, bazı insanlarda olayın başlaması ile ölümün gerçekleşmesi arasında sadece dakikalar olabilmektedir. Bu dönemde olayın başlaması ile ilk hissedilenler; göğüs ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı olabilmektedir. Bu şikayetlerin daha hafif şiddette olanları, olay öncesi günlerde ve haftalarda da olabilmektedir. Olayın başlamasını takiben kısa sürelerde kalbin durması ve beyin kan akımının kesilmesi sonucu bilinç kaybı yaşanmakta ve biyolojik ölüm dakikalar içinde gelişmektedir.


En Çok Erkeklerde Görülüyor


Ani ölümün altında genellikle kalbe ilişkin nedenler yattığı için “ani kardiyak ölüm” olarak adlandırılmaktadır. Her yaş grubunda görülebilmekle birlikte; 35 yaş üzeri kişilerde ve özellikle erkeklerde daha sık rastlanmaktadır. 35 yaş üzeri grupta görülmesinin en önemli nedeni; koroner kalp hastalığı olup, ayrıca kalp kası hastalıkları, kalp kapak hastalıkları ve kalbi tutan diğer hastalıklar önemli diğer nedenler arasındadır. Ani kardiyak ölümün sıklığı, bilinen ciddi kalp hastalığı olanlar arasında %10–25 gibi oranlara çıkabilmektedir. 35 yaş üzeri genel popülasyonda görülme sıklığı ise; bir yıllık dönem için 500-1000 kişi arasında bir kişide görülmektedir. Erkeklerde menopoza girmemiş kadınlara oranla ani ölüm sıklığı 10 katı kadar daha fazla iken; bu oran menopoz sonrası artan yaş ile hızla kapanmaktadır. Ayrıca siyah ırktan olanlarda beyaz ırktan olanlara göre daha sıktır.


Sporcular Risk Grubu Altında


Gençler ve çocuklarda ani kardiyak ölüm nedenleri arasında; doğuştan gelen kalp kası hastalıkları, kalp kası iltihabı (Myokardit), kalp ritm bozukluğuna yol açan kalıtsal hastalıklar sayılmakla birlikte, bu yaş gurubunda ani ölüm oranı yüz binde bir olmaktadır. Bu sıklık sporcularda normal insanlarda görülen oranın iki katından daha fazladır.


Hipertansiyonu Olanlar Ve Sigara İçenler Dikkat!


Son derece ani gelişen ve ölümle sonuçlanan bu durumun gelişiminde etkili olduğu bilinen bazı risk faktörleri vardır. Hipertansiyon, sigara içilmesi, artan yaş, ortalama kalp hızı dediğimiz nabız hızının yüksek olması, elektrokardiyogramda görülen bazı bulgular, ekokardiyografide kalp kasılma gücünün azalmış olması, solunum fonksiyon testi dediğimiz testte bazı bulguların elde edilmesi,  bilinen koroner damar hastalığının varlığı gibi faktörler ani ölüm riskini ciddi oranda artırmaktadır.


35 Yaş Üzeri Kişiler Kalp Taramasından Geçmeli


Ani kardiyak ölümün ailesel bağlantısı ise; özellikle kalıtsal kalp kası hastalığı veya yine kalıtsal bazı ritm bozukluğuna neden olan hastalıklara sahip olanlarda daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak ani kardiyak ölüm hala nedenleri ve risk faktörleri araştırılan bir konu olup, tüm detayları bilinmemekle birlikte; temel olarak bağlandığı koroner damar hastalıklarıdır. Ani ölüm vakalarında otopsi verileri, olguların %75’inde olay öncesi bilinen veya bilinmeyen yani sessiz şekilde geçirilen bir kalp krizi olduğunu göstermiştir. Ayrıca koroner damar hastalığında hiçbir yakınma olmadan hastalığın kendisini %25-30 oranında ani ölüm şeklinde göstermesi, hastalığın ne kadar sessiz seyredebileceğinin önemli bir göstergesidir. Bu veriler ışığında ani ölümlerin %95’ nin kalp kaynaklı; bunların büyük kısmının ise koroner damar hastalığından kaynaklandığını bilmek önemlidir. Bu nedenle özellikle 35 yaş üzerindeki insanlarda sıkça görülen ve büyük oranda sessiz seyreden, artan yaş ile sıklığı artan, koroner damar hastalığının erken tanı ve doğru tedavisinin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca ailesel ve bazen kendini ani ölümle gösteren kalp kası ve ritm bozuklularında ise; aile üyelerinin bu hastalıklar açısından taranması önem arz etmektedir.

Vücudumuzda Bir Saat Mi Var?

Dr. Bülent YardımcıSağlıkla ilgili en çok merak edilen konulardan birisi uyku, yemek, spor gibi aktivitelerin belli saatlerde yapılmasının daha iyi olup olmayacağı konusudur. İnsanların tümünü standart olarak aynı şekilde yaşatmak mümkün değildir. Fakat bazı temel prensipleri bilmek ve bunlara uymak sağlıklı yaşam açısından bize birçok avantaj sağlayabilir.



Dr. Bülent Yardımcı


İç Hastalıkları Uzmanı





 


 




Gerçekten de vücudumuzun içinde bir saat vardır. Tüm hormonal sistem ve yaşam aktivitelerimiz Circadien(Sirkadiyen diye okunur) Ritm denilen bir düzene göre çalışır. Yani tüm sistemler günün belli zamanlarında belli bir düzende çalışma, her gün de bunu tekrarlama eğilimindedir. Buna uygun bir yaşam düzeni uygulamak vücudu daha az yıpratacak, daha uzun ve sağlıklı yaşamamızı sağlayacaktır.


 


Vücudumuzun saatinin en önemli ayarı gün ışığıdır. İnsanoğlu hava karardığında uyuma ve dinlenme, gün ışıdığında da tekrar aktif olmaya uygun bir yapıdadır. Uykumuzu düzenleyip, dinlenmemizi sağlayan hormon melatonindir. Epifiz bezi veya Pienal Gland denilen bir beyin bölgesinden salgılanır. Gece salınımı artarak sağlıklı uyumamızı sağlar. Sağlıklı bir insanın ortalama uyku ihtiyacı 7-8 saat arasındadır. Fakat bu sabit değildir. Genetik özellikler, yaşam alışkanlıkları, çalışma hayatı ve mevsimsel değişimlere bağlı olarak 4-5 saatten 10 saate kadar değişebilir. Örneğin ergenlik döneminde çoğunlukla uyku ihtiyacı artar, yaşlılıkta ise azalır. Melatoninin bir çok sistem ile etkileşimde olduğu düşünülmekte ve bu konu üzerinde çalışmalar yapılmaktadır.


 


SABAH


Sağlıklı bir insanda sabahın erken saatleri vücudun toparlanmaya başladığı saatlerdir.


Gece boyunca dinlenen vücut, günlük aktiviteleri karşılamaya hazırlanır. Direncimizi


artıran Kortizol, Tiroit hormonları, Adrenalin ve benzeri hormonlar sabah saatlerinde


yükselir.


 


Düşük olan tansiyon ve nabız değerleri normale dönmeye başlar. Bu toparlanma kişiden


kişiye değişmekle birlikte, saat 08.00-10.00 saatleri arasında tamamlanır. Kırsal alanda


erken çalışmaya başlayan insanlarda daha erken saatlerde vücut toparlanabilir.


Çünkü yatış saati ve uyku süresinin önemi büyüktür. Bir çok kişi sabah spor yapmanın


zorluklarında bahseder. Nedeni  kendini toplayamadan vücuda yüklenmektir. Bilinenin


aksine birçok insan için uygun spor saati öğleden sonra, akşama doğrudur. Sabah


kahvaltısı ve sıvı alımı güne daha zinde başlamamızı sağlar.


 


ÖĞLE


Yaptığımız iş ve çalışma tempomuza göre çoğunlukla öğle üzeri biraz enerji düşüşü ve dinlenme ihtiyacı doğar. Öğle yemeğinden sonra  ortalama 1 saat kadar vücudun yeniden toparlanma süreci olur. Sonra güç ve aktivitemiz yeniden artar. Öğleden sonrası çalışma yönünden verimli bir dönemdir.



AKŞAM


Akşama doğru tansiyon değerlerimiz yükselir ve kas gücümüz artar. Çoğunlukla saat 20.00-21.00 civarında kendimizi dinlenme ve uykuya hazırlarız. Bugünkü modern yaşamda bu saatler yemek, dinlenme ve eğlence saatleridir.


Fizyolojimize çok uygun olmasa da büyük çoğunluk bu şekilde yaşamaya adapte olur ve fazla sorunla karşılaşmaz. Ama geç yatılması, uyku vaktine yakın ağır yemeklerin yenilmesi gibi alışkanlıklar vücut dengemizi bozar. Çünkü uyku saatlerine yakın midemizin çalışması yavaşlar, idrar atılımı azalır, tansiyon ve nabız değerleri düşmeye başlar. Gece ise büyüme hormonu ile beraber vücut su ve tuz dengesini sağlayan hormonlar artar. Büyüklerimizin ninnilerde söylediği ‘Uyusun da büyüsün’ lafı tecrübelere dayanmakla beraber, bilimsel olarak da doğrudur. Yeterli uyuyan çocuklar büyüme hormonları daha düzenli salgılandığı için, sağlıklı ve çabuk gelişirler. Uykuda nabzımız, tansiyonumuz ve vücut ısımız düşer. Büyüklerimizin söylediği ‘Uyuyanın üzerine kar yağar!’ sözü de bu ısı düşüşünden kaynaklanmaktadır. Yani vücut her yönüyle tam bir enerji tasarrufu ve dinlenme dönemine girer. Bu sayede günün yarattığı tüm stres ve travmaların etkisi azaltılır. Bu durum uykunun ne kadar yaşamsal bir düzenleyici olduğunu göstermektedir.


 


Hastalıklar çoğunlukla bu ritme uygun olarak vücutta değişiklikler yaparlar. Yüksek tansiyonlu hastaların tansiyonları çoğunlukla akşama doğru daha çok yükselir. Gece koruyucu hormonların miktarı azaldığı için ateşli hastalıklarda ateş daha yüksek bulunur. Kalp krizleri vücudun en zayıf olduğu sabaha karşı olan saatlerde daha sık görülür. Ağrılı hastalılarda gece ağrı şiddeti daha da artar. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.


 


Bu bilgiler ışığında genel önerileri sıralayacak olursak :


1-) Yaşantımızı vücut ritmimize ve alışkanlıklarımıza dayanarak düzenlemeliyiz.


2-) İhtiyacımız olan miktarda uyumalıyız. Az ya da fazla uyku tüm günümüzü etkiler. Aşırı yorgunluklar sonucu artan uyku ihtiyacımızı da karşılamalıyız. Bu dönemlerde gerekirse biraz daha çok uyuyabiliriz. Gece geç yatmaktan kaçınmalıyız.


3-) Uyuyacağımız oda ılık sessiz, havadar ve karanlık olmalıdır. Böylece  tam ve sağlıklı uyuyabiliriz


4-) Sabah kendimizi kötü hissediyor ve sporu tolere edemiyorsak spor saatimizi ikindi vaktine kaydırabiliriz.


5-) Düzenli beslenmeli; öğün atlama , kahvaltı yapmama ve geç yemek yeme gibi kötü alışkanlıkları bırakmalıyız. Akşam yemeklerini daha hafif yemeliyiz.


6-) Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren düzenli uyku, yemek ve aktivite alışkanlığı edindirmeliyiz. Bu sayede daha sağlıklı ve uzun yaşamalarındaki en önemli adımı atmış oluruz.


7-) Hastalıklarımızda bu ritmin ne kadar önemli olduğunu bilirsek önlemimizi ona göre alabiliriz. Kalp hastalarının gece ağır yemek ve aktivitelerden kaçınması, yeterli uyku uyuması ve akşam alması gereken ilaçlarını unutmaması sabaha karşı gelecek bir kalp krizini engelleyecektir. Ya da ateşli hastalıklarda ateşin gece yükselebileceğini bilmek ve ilaçlarını ona göre kullanıp önlemleri almak hastada gereksiz paniği önleyecektir.


 


 


 


 


 


Türkiye’de 5 Milyon Kişi Astımla Yaşıyor

Doç. Dr. Reha BaranAstım hastaları, astım teşhisi konulduktan sonra tüm yaşamlarının değişeceğini ve kısıtlanacağını düşünüyor. Sağlıklı bir insanın günlük yaşamında dikkat etmesi gerekenlere astım hastalarının biraz daha fazla dikkat etmesi gerekiyor.


Doç. Dr. Reha Baran


Göğüs Hastalıkları Uzmanı







 



Dünyada yüzde 3-20 oranında görülen astım, Tükiye’de yaklaşık 5 milyon kişide görülüyor, bunda çevresel faktörler daha fazla etkili.



Astım hastalığı, alerjik bünyeli kişilerde daha çok görülüyor, yaşam boyu sürüyor, öksürük ve nefes darlığı şikayetleriyle hayatı zorlaştırıyor. Alerjik astım, mevsimsel özellik de taşıyor. Sonbahar ve ilkbaharda alerji artıyor, kişinin alerjik bünyesine bağlı olarak bronşlar kendisini korumak için kasarak ve daralarak cevap veriyor. Bu da nefes alma zorluğunu  ortaya çıkarıyor. İlaçlar sayesinde astım hastaları normal insanlar gibi yaşabiliyor. Şikayetlerinden kurtuluyor. Ancak yaşam koşullarına dikkat etmek, iyileştim diyerek ilaçları hekime sormadan bırakmamak gerekiyor.


 


Astımın belirtileri:


-          Nefes alıp verirken müzikal tarzda nefes sesi duymak.


-          Basit bir öksürükten, ciddi nefes darlığı ataklarına kadar değişen durumların olması.


-          Alerjik rinit dediğimiz burun enfeksiyonları, saman nezlesi, gözlerde yaşarma gibi alerjik şikayetlerle beraber göğüste sıkışıklık hissi veya öksürük.


-          Gece uykudan uyandıran öksürüklerin görülmesi.


-          Ortam değişiklikleri, egzersiz gibi durumlarda öksürük, göğüs sıkışıklığı yakınmalarının ortaya çıkması


 


ASTIM HASTALARI KORTİZON KULLANMAKTAN KORKUYOR


 


Astım hastalarının hastalıkları konusunda çok iyi eğitilmeleri gerekiyor. Hastalığını iyi bilen bir astım hastası, hastalığını kontrol altına tutmada doktoru kadar kendisine faydalı olabilir.


 


Hastalığın tedavisinde nefes yoluyla çekilen ilaçlar, akciğere lokal etki yaptığı için daha çok tercih ediliyor. Astım bronşların hastalığı olduğundan bronşlara da en kolay nefes yolunu açan ilaçlar yardımıyla ulaşılabiliyor. Astım hastaları kortizonlu ilaç kullanmaktan korkuyorlar. İlacın içindeki kortizonun dozu düşük olduğundan yan etkileri az oluyor. İlacın etkisi yüksek olduğundan bu yan etkiler önemsenmeyebilir. Esas etkisi bronşlarda oluşan ödemi çözmesiyle ortaya çıkıyor. Astım hastalarında bronşlarda çok fazla şişme olduğundan bunu yok etmek için kortizon veriliyor. Tedavide altın standart budur. Eğer oluşan ödemi çözmezseniz bronşlar yine daralacaktır. Hastalara özellikle kortizonları verirken bunun yan etkisinin çok az olduğunu da söylüyoruz. Spreyden ziyade kuru toz veriyoruz. Hasta kendisinin yarattığı bir basınçla kuru tozu içine çekiyor. Bazı hastaların kuru tozu içlerine çekmekte zorlandıklarını görüyoruz bu durumda ilaçlar buharla da verilebilir.


 


ASTIM HASTALARI HAYATI KOLAYLAŞTIRABİLİR


 


Astım hastalarının bronşlarında aşırı duyarlılık olduğundan, günlük yaşamlarında dikkat etmeleri gereken noktalar ve almaları gereken önlemler var. Endüstrileşmeyle birlikte özellikle de erkekler astımdan daha çok etkilenebiliyor, çünkü bu ortamlarda erkekler daha fazla çalışıyor. Ancak kadınlarda sigara içme oranlarının artması, endüstrileşmeden bağımsız olarak astım hastası kadınların da sayısının artmasına yol açıyor. Astım hastaları bazı önlemleri aldığı takdirde günlük yaşamlarını rahatlıkla sürdürebiliyor.



  • Alerji testi yaptırarak kendilerine nelerin alerji yaptığını öğrenmeleri gerekiyor.

  • Ev tozlarından uzak kalınması için etkili temizlik yapılması şart.

  • Odanın halı kaplanmaması önemli.

  • Çarşafları düzenli aralıklarla 40 derecede yıkamak lazım.

  • Odayı düzenli olarak ve çok iyi havalandırmalı.

  • Evde çerçevelerin ve eşyaların tozlarının sık sık alınması gerekli.

  • Astımlılara özel toz tutmayan çarşaf takımlarının kullanılmasında yarar var.

  • Odada çiçek bulundurmak sakıncalı.

  • Sonbahar ilkbaharda polenler çok olduğundan dışarıda fazla dolaşılmamalı.

  • Gıda alerjisi varsa bu gıdalardan uzak durmak gerekiyor.

  • Sigara dumanı astım atağını tetikliyor.

  • Egzersiz sırasında astım ortaya çıkıyorsa öncesinde önlem alınmalı. Kendi başınıza değil uzman bir eğitmen gözetiminde ve verilen programa uygun egzersiz yapılmalı.

  • Çok soğuk havada dışarıda olmaktan kaçınılmalı. Havanın direkt ciğere çekilmesi bronşların daralmasına neden olabilir.

  • Kilo alınmaması, rahat nefes alıp vermekte önem taşıyor.

  • Yüzme akciğer kapasitesini artıracağından çok faydalı.

  • Üzüntü ve stres astımı tetikleyebilir. Üzüntü ve strese karşı yoga, meditasyon gibi gevşetici teknikler kullanılabilir.

Erkekleşen Kadının Sonu Kellik Mi?

Evrim BayraktarGerek iş gerekse evlilik yaşamında üstlendiği sorumluluklar kadını maskulen hale getirirken, stresin tetiklediği ‘’testosteron” hormonu da kadına saç kaybettiriyor. ‘’Erkekleşen Kadının Sonu Kellik Mi?’’ olacak sorusunu Akademi Saç Terapi Merkezi Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Evrim Bayraktar’a yönelttik ve şu uyarıyı aldık: ‘’Saç dökülmesi fark edildiği anda geç kalmadan bir uzmandan bilgi ve profesyonel destek almak gerek’’






Günümüzde kadınlar hem erkekler kadar yoğun çalışıp hem de ev ve çocuklarla ilgili sorumluluklarını yerine getirmeye çalışıyor. Her şeyi aynı anda yapmaya çalışırken de bünyesini fiziksel ve duygusal olarak zorluyor. Akademi Saç Terapi Merkezi Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Evrim Bayraktar yorucu tempoyla birlikte gelişen stresin saç üstündeki olumsuz etkisi en çok iş hayatına aktif katılan kadınlarda gözlemlendiğini söyledi. Bayraktar, günlük stresin saç sağlığını olumsuz etkilediğini belirterek, ‘’Stresin günümüz insanını pek çok açıdan etkilediği artık herkesçe bilinen bir gerçek. Stres vücut dengemizi etkileyerek, farklı açılardan saçın sağlıklı seyreden yaşam döngüsünü değiştirebilmektedir. Stres hormonların çalışma dengesini değiştirebildiği için, saç kaybında da etkili bir faktördür. Testosteron hormonuna duyarlı saç yapısı, hormon düzeyindeki değişimlere yağ salgısını artırarak tepki verir. Bu nedenle stres altındayken saç derimiz daha çok yağlanır, bu yağ salgısıyla saçlı derinin gözeneklerinin tıkanma riski artar ve saçı besleyen kanallar daralabilir.  Ayrıca, fiziksel ve duygusal baskı altındayken vücut fonksiyonlarımız yavaşlar dolaylı olarak saça daha az besin ve oksijen taşınır. Vücudumuz stres altındayken, bu durumla mücadele edebilmek için adrenalin salgılamaya başlar. Bu hormon da bizi daha cesur ve daha güçlü yapar. Ancak bu hormonun salgısıyla birlikte erkeklik hormonu “ testosteron” da artmaya başlar.  Bu durumdan en çok kadınlar etkilenir. Kadınlarda, eğer genetik bir yatkınlık da varsa, testosteron hormonun baskın hale gelmesiyle, saç dökülmesini meydan getiren saç kılıfı içindeki kimyasal reaksiyonlar artar ve sonuç artan saç dökülmesi olur.’’


Saç Dökülmesi Kadınlarda Ciddi Artış Gösterdi


Stresin saç üstündeki olumsuz etkisi en çok iş hayatına aktif katılan kadınlarda gözlemleniyor. Akademi Saç Terapi Merkezi Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Evrim Bayraktar kadınlarda saç dökülmesi ciddi bir artış olduğunu belirterek;’’ Eskiden kadın evde oturup, çocuk doğuruyor, yemek pişirirdi. Günümüzde kadınlar erkekler kadar yoğun aynı zamanda hem evle hem çocuklarla ilgilenip, her şeyi aynı anda yapmaya çalışıyorlar. Kadınların bünyesini hem fiziksel hem duygusal olarak zorlayan bu yorucu tempo sonucu, son yıllarda kadınlarda görülen saç dökülmesi ciddi bir artış göstermektedir.’’ dedi.


Erkekler de Kelleşiyor!


Saç Sağlığı Uzmanı Evrim Bayraktar stresin erkeklerde de saç kaybını hızlandırıcı etkiler gösterdiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: ‘’Özellikle erkek tipi– genetik- saç kaybı yaşayan kişilerin; sınava hazırlık, askerlik, yoğun ve uzun saatler süren iş temposu gibi fiziksel ve psikolojik olarak zorlandıkları dönemlerde saçları daha yoğun dökülür. Bununla beraber, ağır bir hastalık, geçirilen bir ameliyat, aşırı duygu yüklü ruhsal durumlardan (boşanma, ölüm, ayrılık vs. gibi) belli bir süre sonra aşırı saç dökülmesi görülebilir. Önlem alınmazsa, dökülmenin kişide yarattığı olumsuz duygu ve düşünceler beraberinde artan endişe veya depresyon aşırı stres hormonu (adrenalin gibi) salgılanmasını tetikleyerek dökülmeyi ısrarlı hale getiren bir kısır döngü oluşturur.’’


Sonuç olarak aşırı stres ;


1.“Telogen effluvium” adı verilen geçici saç dökülmelerine sebep olabilir. Yoğun saç dökülmesinin görüldüğü bu dönemde stres, saçın uzama evresini sonlandırarak, saçı dökülme evresine sokar ve günlük yüzlerce teli bulan bir dökülme başlar. Saçlarda dökülme 6-12 hafta devam edebilir (önlem alınmazsa daha uzun da sürebilir). Saç hacminde genel bir azalma olur ve saçın en fazla %50 si bu dökülmeden etkilenir. Bu şekilde dökülen saçların büyük oranda geri dönüşü vardır.


2. Saç kaybı sebebi genetik yatkınlık, hormon dengesizlik, metabolik rahatsızlık ve ya bağışıklık sistemi rahatsızlığı olan kişilerde stres saç kaybını hızlandırıcı etkiye sahiptir.


3. Hali hazırda saç kaybı olan kişilerde stres yaşam kalitesini negatif yönde etkiler ve var olan saç dökülmesinin kötüleşmesine sebep olur.


4. Asıl saç kaybı sebebinizi maskeleyebilir. Kişi 3 aydan fazla süren saç dökülmesini sadece strese bağlar ve önlem almayabilir. Ancak dökülmenin arkasında daha ciddi sebepler olabilir. Bu nedenle saç kaybını yaratan gerçek sebebin araştırılması önemlidir.  Saç dökülmesi ancak onu ortaya çıkaran negatif durum düzeldiğinde dengelenecektir.


Yoğun stresin saç üstündeki olumsuz etkilerini azaltmak için, dengeli beslenmeli, spor yapmalı ve en önemlisi de saç dökülmesi fark edildiği anda geç kalmadan bir uzmandan bilgi ve profesyonel destek almak gerekir.